
AKŞEMSEDDİN’SİZ FETİH, FATİH’SİZ TARİH OKUNAMAZ FETİH RUHUNU YAŞATMAYAN MİLLETLER GELECEĞİNİ İNŞA EDEMEZ
Ankara / TEKHA
Tek Haber Ajansı (TEKHA) Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Abdurrahim Solmaz, 29 Mayıs 2026 tarihinde İstanbul’un Fethi’nin yıl dönümüne ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Tarihin sadece kronolojik bir takvim yaprağı olmadığını belirten Solmaz, “Tarih, bir milletin kolektif hafızası, varoluş gayesi ve şuur altıdır. Geçmişini unutan, kökleriyle bağını koparan toplumlar, rüzgârın önünde savrulan kuru yapraklar gibi rotasız kalırlar ve asla güçlü bir gelecek inşa edemezler. İşte bu sarsılmaz hakikat nedeniyle, her yıl takvimler 29 Mayıs’ı gösterdiğinde İstanbul’un Fethi’ni sadece askeri bir zafer, sıradan bir kutlama günü olarak görmemeliyiz. Bu kutlu günü, milletimizin asil karakterini, sarsılmaz inancını ve dünyaya nizam veren medeniyet anlayışını yansıtan büyük bir dönüm noktası olarak yeniden, daha derin bir tefekkürle hatırlamak gerektiğine inanıyorum” dedi.
Mukaddes İdeal Ve Kutlu Müjde
İstanbul’un Fethi’nin tarihin akışını değiştiren mukaddes bir ideal olduğunu ifade eden Solmaz, fethin asırlar öncesinden müjdelendiğini hatırlatarak, “İstanbul’un Fethi, tarihin akışını değiştiren sıradan bir askeri başarı ya da bir toprak parçasının el değiştirmesi hadisesi değildir. Bu fetih, yüzyıllar boyunca İslam dünyasının bağrında büyüyen, nesilden nesile aktarılan mukaddes bir idealin, bir kızılelmanın gerçeğe dönüşmesidir. Fahri Kâinat Efendimiz Hz. Muhammed’in (S.A.V.) asırlar öncesinden Medine ufuklarından müjdelediği şu hadis-i şerif, fetih ruhunun en coşkulu, en tükenmez kaynağı olmuştur: ‘Konstantiniyye elbet fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutan, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.’ Bu kutlu müjde, sahabe efendilerimizden başlayarak asırlar boyunca Müslüman komutanların, dervişlerin ve orduların gönlünde bir kor gibi yanmış; Emeviler’den Abbasiler’de, Selçuklular’dan Osmanlılar’a kadar birçok devlet ve hükümdar İstanbul’u fethetmek, o mübarek övgüye mazhar olabilmek için surların önüne kadar gelmiştir. Ancak bu büyük şeref, tarihin seyrini değiştirecek bir deha, sarsılmaz bir irade ve köklü bir imanla donanmış olan genç padişah Fatih Sultan Mehmed Han’a ve onun disiplinli ordusuna nasip olmuştur” açıklamasında bulundu.
Çağını Aşan Bir Deha Ve Manevi Mimar
Fatih Sultan Mehmed Han’ın entelektüel yönüne ve Akşemseddin Hazretleri’nin manevi rehberliğine dikkat çeken Solmaz, “Fatih Sultan Mehmed Han, sadece tahtta oturan bir hükümdar, orduları sevk ve idare eden bir askeri komutan değildi. O; felsefeden matematiğe, coğrafyadan mühendisliğe kadar dönemin tüm ilimlerine vakıf, batı ve doğu dillerini ana dili gibi konuşabilen, çağının çok ötesinde düşünebilen entelektüel bir devlet adamıydı. Henüz çocuk yaşlarındayken, sırtındaki ağır mesuliyetin farkında olarak, uykularını kaçıran o büyük ülküyle, yani İstanbul’u fethetme sevdasıyla yetiştirilmişti. Elbette bu muazzam dehanın arkasındaki manevi mimarı, gönül sultanı Akşemseddin Hazretleri’ni zikretmeden fetih tarihini okumak eksik kalacaktır. Akşemseddin Hazretleri sadece bir tıp âlimi, bir müderris değil; genç Sultan’ın ruh dünyasını ilmek ilmek işleyen, ona cihanşümul bir vizyon kazandıran bir gönül rehberiydi. Kuşatmanın en zorlu günlerinde, askerin yorulduğu, umutların tükenme noktasına geldiği ve surların yıkılmadığı o en buhranlı anlarda, genç padişahın çadırına girerek ona teslimiyeti, sabrı ve Allah’ın vaadettiği zaferi müjdeleyen oydu. Akşemseddin, Fatih’in içindeki o sönmeye yüz tutan ateş canlandıran, ona asıl hedefini hatırlatarak manevi bir zırh olan en önemli esastır. Dolayısıyla fetih, sadece maddi orduların değil, manevi orduların da bir zaferidir” ifadelerini kullandı.
İmkânsızı Kıran İrade Ve Gençliğin Dersi
Fethin askeri ve mühendislik başarılarına değinen Solmaz, genç neslin bu başarıdan alması gereken mesajları şu sözlerle özetledi: “Bugün geriye dönüp baktığımızda net bir şekilde görüyoruz ki, İstanbul’un Fethi yalnızca devasa toplarla, keskin kılıçlarla ve kalabalık asker sayısıyla kazanılmamıştır. Fetih; ilimle, mühendislik dehasıyla, sabırla, stratejiyle ve en önemlisi sarsılmaz bir inançla kazanılmıştır. Bizans’ın aşılmaz sanılan surları, Haliç’in ağzına gerilen devasa zincirler ve dönemin en modern savunma sistemleri karşısında o günün dünyasında birçok otorite Osmanlı ordusunun başarısız olacağını, bu kuşatmanın da öncekiler gibi hüsranla biteceğini öngörüyordu. Ancak Fatih Sultan Mehmed Han’ın lügatinde ‘imkânsız’ diye bir kelimeye yer yoktu. Şahi toplarının dökülmesindeki matematiksel hesaplamalar ve 21-22 Nisan gecesi gemilerin karadan yürütülerek Haliç’e indirilmesi hadisesi, bugün bile dünya askeri tarih otoriteleri tarafından en büyük, en akılalmaz stratejik hamlelerden biri olarak kabul edilmektedir. İşte tam da bu noktada, modern çağın karmaşasında yönünü bulmaya çalışan gençlerimizin alması gereken çok hayati dersler vardır. Büyük hedeflere, ideallere ulaşmak isteyen bireyler, karşılarına çıkan engeller karşısında havlu atmazlar; aksine o engelleri aşacak yeni yollar, yeni yöntemler inşa ederler. ‘Eğer bir yol varsa bulacağız, eğer bir yol yoksa yeni bir yol açacağız’ iradesidir fetih. Fatih’in başarısının sırrı, engellere takılmak yerine, engellerin üzerinden aşacak bir zekayı ve kararlılığı ortaya koyabilmiş olmasıdır.”
Medya, Tarih Bilinci Ve “Mehmed: Fetihler Sultanı”
Yayıncılık dünyasının tarih bilincindeki rolüne işaret eden Solmaz, “Son yıllarda popüler kültürün ve dijital mecraların gençler üzerindeki dönüştürücü gücünü hepimiz müşahede ediyoruz. Bu bağlamda, ekranlara gelen ‘Mehmed: Fetihler Sultanı’ dizisini toplumsal hafızamız açısından oldukça kıymetli ve stratejik bir hamle olarak görüyorum. Yeni neslin kendi tarihine yabancılaşmaması, batılı kurgusal kahramanlar yerine kendi topraklarından çıkan gerçek kahramanları tanıması açısından bu tür yapımlar çok önemli bir misyon üstlenmektedir. Elbette ki tarih sadece televizyon dizilerinden, senaryolardan öğrenilmez; asıl bilgi kaynağımız her zaman belgeler ve kitaplar olmalıdır. Ancak kabul etmeliyiz ki bu tür nitelikli yapımlar, gençlerimizin içinde bir merak kıvılcımı çakmakta, onları araştırmaya, okumaya ve şanlı geçmişine sahip çıkmaya teşvik etmektedir. Bugün birçok gencimiz Fatih Sultan Mehmed’i, onun yol arkadaşı Akşemseddin Hazretleri’ni, surlara sancağı diken Ulubatlı Hasan’ı ve bu fethe can veren adsız kahramanları bu vesileyle gündemine alıyor, araştırıyor ve daha yakından tanıyor. Bu uyanış, milletimizin geleceği adına son derece umut verici bir tablodur. Çünkü tarihini, köklerini ve atasını bilen bir gençlik, kim olduğunu, damarlarındaki asil kanın neye tekabül ettiğini bilir. Nereden geldiğinin bilincinde olan insanlar, gelecekte nereye doğru yürüyeceklerini de net bir şekilde tayin edebilirler. Tarih bilincini yitiren, geçmişini masal gibi dinleyen toplumlar ise zamanla kendi kimliklerini, öz değerlerini ve bağımsızlıklarını kaybederek başka medeniyetlerin uydusu olmaya mahkûmdurlar” değerlendirmesinde bulundu.
Zaferden Medeniyete: Adaletin İmarı
Fethin ardından kurulan medeniyet yapısına vurgu yapan Solmaz, “İstanbul’un Fethi’nin üzerinde durmamız gereken bir diğer muazzam yönü ise, fetih sancağının surlara dikilmesinden hemen sonra ortaya konulan yüksek medeniyet ve adalet anlayışıdır. Fatih Sultan Mehmed Han, Doğu Roma’nın başkentine sadece toprak kazanan bir fatih, yıkıcı bir güç olarak girmemiştir. O, şehre ayak bastığı andan itibaren bir medeniyet kurucusu, kucaklayıcı bir adalet hamisi olarak hareket etmiştir. Yıllarca bakımsız kalmış, harabeye dönmüş olan bu kadim şehir hızla yeniden imar edilmiş, her köşesinde vakıflar kurulmuş, Sahn-ı Seman gibi devrin en büyük üniversiteleri niteliğindeki medreseler açılmış, ticaret yolları canlandırılmış ve en önemlisi, farklı dinlere, mezheplere ve inançlara mensup insanların can, mal ve namus emniyeti güvence altına alınmıştır. Fatih’in Bizans halkına ve din adamlarına tanıdığı inanç özgürlüğü, batı dünyasının yüzyıllar sonra bile ulaşamadığı bir hoşgörü ve insan hakları beyannamesidir. Bu tarihi duruş bize çok açık bir hakikati haykırmaktadır: Gerçek zafer, sadece savaş meydanlarında düşmanı mağlup etmek ve kaleleri zapt etmek değildir. Gerçek zafer, fetihten sonra o topraklarda adaleti, merhameti, hakkı ve hukuku hâkim kılabilmektir. Bugün İstanbul, asırlar geçmesine rağmen hâlâ dünyanın en gözde, en stratejik ve en nadide şehirlerinden biri olarak ihtişamla ayakta duruyorsa, bunun harcında işte bu köklü adalet and medeniyet anlayışı bulunmaktadır” dedi.
Geleceğe Karşı Sorumluluklarımız
Gelecek nesillere yönelik sorumlulukları anlatan Solmaz, açıklamalarını şu sözlerle tamamladı: “Ben kalben inanıyorum ki, İstanbul’un Fethi’ni every yıl anmak, sadece geçmişte kalmış şanlı bir hatırayı yad edip gururlanmaktan ibaret olmamalıdır. Bizler için fetih günleri, aynı zamanda geleceğe dair omuzlarımızda taşıdığımız ağır sorumlulukları hatırlama ve muhasebe etme zamanıdır. Gençlerimize kuru bir hamasetten öte, derin bir tarih bilinci aşılamak, onları ecdadının ilmi, ahlaki ve askeri başarılarıyla sahici bir şekilde tanıştırmak bu aziz milletin her ferdinin asli görevdir. Bizler çocuklarımıza, evlatlarımıza modern dünyanın gerektirdiği en ileri teknolojiyi, yazılımı, yapay zekayı elbette öğreteceğiz ve öğretmek zorundayız. Ancak bunu yaparken, madalyonun diğer yüzünü boş bırakamayız. Onların ruhuna tarihini, köklü kültürünü, sarsılmaz inancını ve o muazzam medeniyet mirasını da üflemek mecburiyetindeyiz. Unutmamalıyiz ki güçlü milletler, sadece sahip oldukları ekonomik ve askeri güçle değil; manevi köklerine, değerlerine ve ülkülerine olan sarsılmaz bağlılıklarıyla ayakta kalırlar ve tarihin fırtınalarına göğüs gerebilirler. Bugün, bu mukaddes fetih gününün dönüm noktasında; çağ kapatıp çağ açan cihan sultanı Fatih Sultan Mehmed Han’ı, ordunun manevi dinamosu Akşemseddin Hazretleri’ni, adını tarihe altın harflerle yazdıran Ulubatlı Hasan’ı ve İstanbul’un İslamlaşması uğruna canlarını feda eden, toprakla kucaklaşan bütün şehitlerimizi, gazilerimizi rahmetle, minnetle, şükranla ve dualarla anıyorum. Cenab-ı Hak bu necip millete birlik, beraberlik ve dirlik içerisinde yeni başarılar ihsan eylesin; sinelerimizde yeni fetih ruhlarını canlandırsın ve bağrımızdan çağımızın ötesine geçecek yeni Fatihler yetiştirmeyi nasip etsin. Zira çok iyi biliyoruz ki: Fetih, sadece taş surları yıkmak, şehirlerin kapılarını zorlamak değildir. Asıl fetih, ön yargıları kırarak gönülleri kazanmak, kalplere İslam’ın ve adaletin mührünü vurmaktır. Asıl fetih, bencillikten sıyrılıp gece gündüz demeden milletine, devletine ve insanlığa hizmet etmektir. Asıl fetih, şanlı tarihten aldığı o asil güç ve ilhamla, geleceğin modern dünyasını yeniden inşa edebilme iradesidir. İstanbul’un Fethi’nin bu kutlu dönüm noktası mübarek olsun. Fetih ruhu sinelerimizde ebediyen payidar kalsın.”



